CİSST - Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği
E-BÜLTEN KAYIT
SOSYAL AĞLAR
Facebook sayfamızTwitter hesabımız
SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI
GÖRÜŞLER
< geri
F TİPLERİ ÜZERİNE

Ayhan  Işık

Bu yazı, hapishaneler hakkında tarihsel-teorik bir analiz (nedenleri, geçirdiği değişimleri ve biçimlerini) sunmaktan ziyade onların Türkiye’deki son tipi olan “F Tipi Cezaevleri”nde yaşanan sorunlara dair bir denemedir.  Bu nedenle yazı biraz duygusal ve yer yer rijit olabilir. Yine yazıda bu cevaevlerinin mantığını, oralarda yaşanan gayri insani ve gayri hukuki uygulamar kimi örnekler üzerinden açılmaya çalışılacaktır. Sonuç bölümünde ise CISST’ın organizasyonuyla 30 Mart 2010 tarihinde Ankara’da yapılan toplantı hakkındaki gözlemler  ve çözüm niyetine pratik öneriler  yer alacaktır.

Tutuklunun  F tipine girişi  dayakla, soyularak, aşağılanarak ve hakaretlerle olur.  Verilmek istenen mesaj; “buraya girerken iraden kırılmış olarak gireceksin” şeklindedir. Dayaktan sonra psikolog ve sosyolog ile görüştürülmek, sanki  mahkumlarla dalga geçmek amaçlıdır. Çünkü yapılan işkenceden sonra bu “sosyal hizmet uzmanları”nın  gayri ciddi olarak sordukları soru;  “bir şikayetiniz var mı?”  biçimindedir. Labirenti andıran ana ve ara maltalar ilk anda, cezaevinden kaçmanın imkansız olduğu izlenimini uyandırır. Yine gözetleme yerleri de cabası. Her an her yerde  kontrol altındadır tutuklu. Tutuklu/hükümlü  öncelikle üç kişilik veya tek kişilik hücrelere atılır . Üç kişi olanlar sevinir, bir kaç kişi varız diye. Lakin belli bir zaman sonra onlardan, hatta kendinden bile sıkılmaya başlar insan. Cezaevi idaresi disiplinci, baskıcı, şiddet yöntemleriyle bireyi, önce pişmanlığa, sonra da itaate zorlar. Ortak yaşamın tüm imkanları ortadan kaldırılır. Bencillik dayatılır. Ziyaretçisi gelmeyen, gelemeyen  tutuklu/hükümlüler  adeta açlığa mahkum edilir. Ani baskınlarla onları her an tetikte tutup, rahat bir zihinle kitap okuyup yazması ya da herhangi bir kültürel etkinlikte bulunması   engellenir.  Zaman, sürekli açlık grevleri, eylemler, baskılar ve çoğu zaman göstermelik de olsa hukuk savaşı biçiminde geçer. Hukuk göstermeliktir, çünkü çok nadir istisnalar dışında hak arama uğraşları genelde mahkumun aleyhine sonuçlanır. Hapishanede  cezaevi idaresi, savcı-infaz hakimleri çoğunlukla ortak bir karar mekanizması uygular. Az-çok ne yapmak istedikleri, ne tür dayatmalar yapacakları  bilindiğinden, mahkumlar kontrole girmemek için uğraşır. Zaten çatışma da bu zemin üzerinden yürütülür. Teslim alma ve direnme… Mahkumlar istediklerini alamazlar genelde, ama cezaevi idaresinin-iktidarın istediği uysal, boyun eğen, pişman olmuş bireyler de olmazlar. Diğer yandan sosyalitenin bittiği bir mekan olması itibariyle ruhsal anlamda çok ciddi zorlanmalar olur. Yalnızlık ve bunalım yaşanan içsel daralmanın sadece   iki yönüdür.

F Tiplerinin  Mantığı:

Devletin  F tiplerini inşa etmesinin temel  nedeni diğer hapishane modelleri gibi “kapatmaktır”. Fakat F tiplerinde buna yeni anlamlar  da eklenir; mahkumların ortaklaşmacı yaşamını kaldırmak, içerde koydukları kuralları engellemek ve kuralların iktidar tarafından konulmasını sağlamaktır. İktidar bir  kişiyi ikna edebileceğini düşünse de, onlarca kişinin oluşturduğu güç biriliğini  engellemek oldukça zordur. Bu durum  iktidarın kontrolü sağlaması anlamında ciddi bir zaaftır. Bundan dolayı F tipleri devreye sokulur.  Bu mekan mutlak kontrol amaçlı bir projedir. Bir sosyal mühendislik  projesidir. Denemeler yapılır ve mahkumlar, politikaların uygulanabilirliği yada uygulanamazlı açısından birer denektir. Çünkü F tipleri ve genelde de hapishaneler topluma uygulanacak politikaların önceden denendiği ve kimi verilerin elde edildiği mekanlardır. Kontrol ve kapatılmanın en şiddetli yaşandığı alanlardır. Buradan alınan lokal sonuçlar daha sonra genel politikalar olarak uygulanabilmektedir. Çünkü hapishaneler toplumların prototipleridir. Ferda Keskin'in tespiti bu konuda oldukça önemlidir; “Foucault buradan hareketle soruyor, ben de buradan yapıyorum yorumumu: Niye kapitalizm gibi kâr amacı güden sistem hâlâ bu kurumlarda ısrar ediyor, niye hapishane sürekli reform edilmeye çalışılıyor da onun yerine bambaşka, radikal bir cezalandırma veya ıslah biçimi düşünülmüyor? Hastane veya hapishanedeki insanın topluma kazandırılmasının ardından onun emeğinin yaratacağı değer aslında kapitalizmin umurunda bile değil. Önemli olan, diyor Foucault, o mekânların birtakım disiplin tekniklerinin geliştirilmesi için bir tür laboratuar olarak kullanılması ve orada geliştirilen tekniklerin genişletilmek suretiyle toplumda uygulanmaya başlanması. Bu anlamda Foucault'nun karşı çıktığı şey, o kurumlarda geliştirilen uysallaştırma, disipline etme, özneleştirme tekniklerinin sonra bütün bir topluma uygulanmaya çalışılması veya bu yönde birtakım teknolojilerin geliştirilmesi."

Hücrede Yaşam:

F tipleri iktidarın-devletin gücünü en iyi gösterdiği alanlardandır. Tüm bireyler gözetlenir. Pencereleri büyüktür. İçerde en ufak bir kör alan yoktur. Hücre Arkadaşları, bir zaman sonra sadece soyut isimlerden ibaret olur. İlkin yüzleri bulanıklaşmaya başlar, ardından bir bütün olarak… Sadece bağırdığında sana cevap veren bir  arkadaşın vardır. Onun o an nasıl olduğu, nasıl olabileceği bilinmez.  Gözlerinin içine bakamazsınız. Duygularını mimiklerinden  değil, ses tonundan anlamaya çabalarsınız. Derdinizi küçük delikli, kokan, ve  karşı hücredekinin sesini duymak için yerlere uzandığınız bir yerden, logar deliklerinden  anlatmaya çalışırsınız, yada dinlersiniz onu.

Tüm zaman belirlenmiştir. Cezaevinde zaman ve mekan ( insanın varoluşunu belirleyen, bu iki gerçekliği kontrol etme, kendi lehine çevirebilme  gücüdür) tamamen kontrol dışındadır. Hapsolmanın en yaralayıcı yanı da burasıdır. Mahkum  istediği zaman değil, onu  kapatanlar istediği zaman hareket edebilir. Kahvaltı sabah beşte verilir. Oysa saat yedide, sekizde bu çok rahat yapılabilir. Ama uyutmamak, gergin tutmak esastır. Havalandırma kapıları sekizde açılır. Volta atılacak saatler belirlidir. Akşam  beş-altı gibi kapılar kapanır.  Saat sekizde bir şeye canınız çok sıkıldığında, hafiften çiseleyen bir yağmurda  biraz yürümek istediğinizde buna imkanın yoktur. Yürümek denilen şey de insanın başını döndüren o binlerce, milyonlarca kez kendini tekrar eden on iki adımdır sadece. Havalandırma kapıları kapalı olduğundan hücre içindeki 5-6 adıma mahkum  olunur.  TV seyrederken bile merkezi antenin havuzunda hangi kanallar varsa sadece onlar izlenebilir.  Çok izlenen bir kanal olursa idare tarafından silinir (örneğin discovery channel).

Tutuklu/hükümlüye  ait tüm bilgiler bir formda toplanır. Kişilik özelikleri, neye meylettiği, inatçı mı yoksa edilgen mi vb tüm özellikler biriktirilir. Ve F Tiplerinde  politikalar genele göre değil bireye göre uygulanır. Ağır disiplinci yöntemlerle birey, kuralların içine çekilmeye çalışılır. Hapishaneye kapatılanlar, toplum içindeki “aykırı” kişilerdir. Hayır diyebilen, ret eden kişiler iktidar için her zaman tehlikelidir. Bunları “normalleştirmek”, uç yanlarını törpülemek için baskıcı yöntemler uygulanır. Tüm bunlar iktidarın kendini korumak için başvurduğu yöntemlerden sadece bazılarıdır. “Suç” unutulur. “Suçlu” artık merkezdedir. İktidar sahipleri bireyi hapsetse de, kapatsa da  onun işlediği “suçun” telafi edilemeyeceğini bilir. Yani bu anlamda hapishaneler mantıksız mekanlardır. Ama bunun bir korkutma amacı, bir pişmanlık ve itaat ettirme,  yaptıklarından dolayı cezalandırma  amacı vardır. Diğer yandan dışarıda kalanları kontrole almak için bir mesaj verilir.   Ferda Keskin bu konuda Foucault okumalarından çıkardığı deneyimlerinde, cezaevine kapatılan insanın -egemenler tarafından dillendirilen-   suç ve hastalık bağlantısını şöyle dile getiriyor: “Diyelim ki, bir toplum var elimizde, bu toplumda suç olarak görülen bazı davranışlar aynı zamanda bir davranış bozukluğu, bir akıl hastalığı olarak tanımlansın(…) davranış biçiminin bir hastalık olduğunu bilimsel bir tespit olarak söylemek ve insanları buna inandırmak. Tabii ki oraya kapatılan insan, rejime muhalif olan insan buna inanmayabilir, ama onu zaten oraya kapattınız artık; önemli olan oraya kapatılmamış insanların bunun bir hastalık olduğuna inandırılması ve bu insanların, kendilerini hasta olarak görmek istemeyecekleri için, bu davranış biçiminden kendi istekleri ile, yani gönüllü olarak vazgeçmeleri. Başka türlü bunu açıklamak mümkün değil bence. Yani hapishane dururken bunun üzerine bir akıl hastanesi kurup, bu akıl hastanesinde bazı koğuşları özellikle rejime muhalif olanların tedavisine ayırmak, bunu bir literatür haline getirmek, yazmak çizmek, vesaire...”   “Ruhsal anlamda hasta damgası yemek istemiyorsanız mahkumların “suç” teşkil eden  hastalıklı davranışlarından kaçının” deniliyor. Bu belki de amaçlardan sadece biridir. Ve iktidarı elinde bulunduranlar, devlet kurumları, hapishanelere giren insanların azalmasını da istemez. Çünkü sistemin koruyucu güçleri olan polis, asker vb ihtiyacı diri tutmak için kontrollü bir “suçun” her zaman olması istenir.

Hapishanede disipline edilen mahkum, dışarıda kapitalist üretim bandının disiplinli, uysal bir uygulayanı olur. Bu anlamda sadece baskıyla  değil iktidarın kendini ekonomik olarak yeniden üretmesi anlamında da hapishaneler çok ciddi bir role sahipler. Fakat burada da klasikleşmiş bu görüşümüze bir ekleme yapmak, ezberimizi bozmak lazım.Yukarıda da bahsedildi, hastalık ve mahkum ilişkisi ile bağlantılı olarak, kapitalist sistem hapishaneye kapatılanlarla, oradan çıkanlarla  elde ettiği kazanımla belki kendini yeniden üretiyor ama bu onun cezaevlerine yaptığı yatırım yanında çok cüzi bir miktar olarak kalıyor. Asıl yapılan dışarıya mesaj vermektir. Toplumu bu çarkın bir uygulayanı haline getirmektir. Hapishaneler bunun için topluma  oto kontrolü uygulatan mekanlardır. 

Kısacası F tipleri, sistemin yeniden üretilmesi için “ kontrolden çıkan hapishaneleri” kontrole alıp gücünü daha açık sergileme ihtiyacındandır. Hapishanenin varlığı sömürücü sitemin varlığıdır. Bu mekanları kapatmak sistemin köküne dinamit koymakla eşdeğerdir. Dolayısıyla sistem buna toleranslı yaklaşmaz (19 Aralık operasyonu örneği). Diğer anlamıyla kapitalist sistem  durdukça hapishaneler de olacaktır. Çünkü kendini yeniden ürettiği model mekanlardan biridir.

F tipinde Yaşanan Sorunlar ve Kimi Pratik Örnekler:

Bu bölüm yazıldığında cezaevlerinin sadece trajik değil, komik yönlerini de göreceğiz . Komedi derken, insan havsalasının alamayacağı  mantıksızlıklardan bahsediyorum. Sudan başlanabilir örneğin: su günde üç kez ve sadece yarım saat kadar verilir (soğuk su tabi). Sıcak su haftada biz kez verilir, bir saat olarak planlanmıştır. Ancak su saati geldiğinde çeşmeden su sesi gelmesine rağmen su bir türlü gelmez. On-onbeş dakika böyle geçer. Ardından bir saatlik süresi dolmadan tazyik düşürülür ve su kesilir.

Hücre cezası verilir, tek kişilik hücrede olsan da. Götürülen hücre diğerine göre daha kirli, ve berbat olur. Bazen mahkumlardan istemedikleri bir tavır gördüklerinde, keyfi cezalar verebilmektedirler; çay verilmez, sigara verilmez, kantinden eşya getirilmez vb.

F tipinde aramalar insanı en fazla zorlayan uygulamalardan biridir. Aramalar çok abartılır. Hücreden çıkarken ve dönerken sürekli aramalar yapılır. Gardiyanlar insan onurunu çiğneyen hareket ve  davranışlarda bulunurlar.  İnsanın her yanını aramak isterler. İtiraz edildiğinde veya aramaya izin verilmediğinde zor uygularlar. Ve bu aramaları sürekli ve her yerde yaparlar. Ortak kullanım alanlarına çıkışta, iki kez gidiş iki kez de gelişte arama yapılır. X Ray cihazı kullanmalarına rağmen elle de tekrar arama yaparlar. Yine koğuş aramaları askerler tarafından 15 günde bir yapılır. Ve hücre savaş alanına döner. Arama bittiğinde hiçbir eşya yerinde değildir . Elbiseler yerlerde toz içinde bırakılır. Ve su da verilmediğinden bu bir işkence halini alır. Ayrıca gardiyanların da kısmi arama denilen ve baskın biçiminde olan aramaları vardır. Ne zaman, hangi saatte gelecekleri  beli değildir. Geldiklerinde de asker aramaları gibi ortalığı dağıtıp giderler. Ama bu aramalar zamanla insanda “acaba ne zaman gelecekler?” diye sıkıntılı  bir beklenti yaratır. Bazen abartılır ve aramalar gece yapılır. İlk dönemlerde bu uygulama yoğunluklu yaşanmış ve mahkumlar, her an gelebiliriz, saldırabiliriz halet-i ruhiyesi içinde, savunma madunda bırakılmaya zorlanmıştır .

Yine ilk zamanlar  kantinden eşya istenirken, idari yetkililer “direnişi bırak verelim” gibi bir dayatmada da bulundular.   Kantinden gelen eşyaların fiyatı  oldukça yüksektir. Dışarıya oranla fahiş fiyatlarla verilmektedir. Ayrıca dış kantinden yapılan alışverişlerde gelen sebze ve meyveler genelde çürük getirilir. İstenilen bir çok eşya  bazen verilmez ve getirilmez. Gerekçeler çeşitlidir: 'sakıncalı şeyler' den tutalım da, 'bu istediğin dışarıda yok' gibi bir çok gerekçe sıralanır.

Ziyaret farklı saatlerde yapılır. Hücrenin görüş saati ve günü ayrıdır. Geçmişte aileler birlikte gelirler ve yol giderlerini ortak öderlerdi. Ama F tipiyle birlikte  bu tamamen kaldırılır. Hem şehir dışında olmasının getirdiği zorluk, hem de ayrı ayrı gelmenin neden olduğu zorluk… Ailelerin dayanışması ortadan kaldırılmaya çalışılır. Ziyaret, sadece bir saattir. Sabah ziyaret saati olan hücreler genelde sürelerinin çoğunu kullanamazlar. Çünkü farklı bir şehirden gelmek ve sabahın erkeninde  ziyarete yetişmek oldukça zordur. Zaman istense de “hayır saatiniz budur, gelseydiniz” denilir.

Günde iki kez sayım alınır. Gardiyanlar üç-iki ve bir kişilik hücrelere girerken en az yedi sekiz bazen de yirmi civarında kişiyle gelirler. Her sayım baskın havasındadır. Ve mahkumdan itaat istenir. “Sigara içme”, “ayakta dur”, “sayım esnasında hareket etme” vb dayatmaları vardır. Çünkü en fazla üç kişi olsanız da saymayı karıştırabilirler. Mahkum bunları kabul etmediğinden sürekli bir gerginlik vardır. Sayımlar olduğunda “acaba bugün ne sorun çıkacak?” diye kaygılar başlar. Bu uygulamalar insanda artık bıkkınlık derecesine gelir. Günde iki kez ve süreklileşen bir hal. Kaosun rutinleşmesi gibi bir durum.

F tipi,  insan sağlığını hiçe sayan bir projedir. Fiziki rahatsızlıklar kadar ruhsal anlamda da bir çok sorun yaşanmaktadır. Ancak asıl önemli olan bunlara yaklaşımdır. Çünkü mahkumun hastalanıp revire veya hastaneye sevki çıkarsa  ve oraya giderse yaşadıkları onda unutulmaz izler bırakır. Cezaevi içindeki revirlerde hasta genelde  baştan savılır. Bir iki ilaç verilip yollanır. Ama dış hastaneye sevk istenirse, oraya gidip gelene kadar insanın içtiği süt burnundan getirilir. Kışsa eğer ring donma derecesindedir. Ama yaz aylarıysa kişi bu kez kırk dereceyi geçen boğuk, basık bir mekanda  gün boyu güneş altında bekletilir. Mahkum, hastaneye kadar getirilip, doktor yokmuş denilerek defalarca geri gönderilir. Doktor olursa bu kez subay; “ben de muayenehaneye gireceğim” diye tutturur. Hatta ameliyata bile girmeye çalışan askerler vardır. Bu kez doktor ile asker arasında anlaşmazlık çıkar. Ama bu çok nadirdir. Çünkü genelde doktorlar da subaylar gibi davranırlar. Ettikleri yeminin bir anlamı kalmaz. Hatta bazıları idareye,“ ringin benzinine yazık, seni ne diye getiriyorlar?” diye serzenişte bile bulunur.  Mahkum hapishanede tedavi edilmesi gereken biri olarak görülür. Ama aynı zamanda acil bir gereklilik olan tedaviler de yapılmaz. Bu nedenle F tipinde hastalanmak, işkence dönemine girildiğini gösterir. Sadece bu yaşanan uygulamalardan dolayı onlarca insan revire ve hastaneye gitmez. Çünkü yapılanlar tamamen insanlık dışı ve hastalığı bile bir işkence aracı haline getirmekten ibarettir.

Telefonda konuşmalara müdahale edilmesi, Kürtçe konuşulduğunda telefonun kapatılması sık sık karşılaşılan  bir uygulamadır. Yine Kürtçe konuşmaya dönük çıkarılan bir belgeden bahsedilir: Kürtçe bilinmediğine ilişkin muhtarlıktan ve karakoldan bir belge alınırsa o zaman Kürtçe konuşulacak gibi insanlık dışı bir yaklaşım sergilenmektedir. İnsanların ana dillerini yasaklayıp hangi dilde konuşacağına karar vermek, onu insanlıktan çıkarmaktır. Bu mantıksız uygulama,  Kürtçe konuşma yasağı kalksa da halen sürmektedir.

Kışın kaloriferlerin yakılmaması, camın içerden ve dışardan buz tutmasına rağmen fazla bir battaniyenin verilmemesi, yemeklerin berbat olması, az olması, ziyaretçilere ikili bir yaklaşım sergilenmesi (kimi zaman olumlu yaklaşıp mahkum ile arasında çelişkiler çıkarmak, kimi zaman da ziyaretçiyi uygulamalardan bunaltarak ziyarete gelmesini engellemeye dönük politikalar), gelen eşyaların keyfi nedenlerle (örneğin renginden dolayı) verilmemesi, ortak kullanım alanlarına mahkumları canlarının istediği zaman çıkarmaları, elektrikten para almaları…  Bu liste çok daha fazla  uzatılabilir.

İnsan Üzerindeki Etkileri:

F tipi İnsan üzerinde iki türlü etki yapar: fiziksel ve ruhsal.

Fiziksel etkileri; mekanın darlığı hareketi kısıtlar. Beden tembelleşir. Ağrılar başlar. Fiziksel olarak en büyük etki büyük olasılıkla gözleredir. Bir çok insan miyop, astigmat olur. Ve farklı göz hastalıkları... Yine hareketsizlikten sindirim organları çalışamaz hale gelir. En ufak bir tıkırtının, sesin her yönde duyulması, (mekanın akustiğinden kaynaklı) sinirlerin sürekli gergin olmasına neden olur. Bireyin kontrolü dışında tüm seslere aşırı bir duyarlık gelişir. Kulak hassaslaşır.

Ruhsal etkileri; bu yönüyle F tipleri,  bireyde en fazla tahribatı ruhsal olarak yaşatır . İnsan zorunlu bir yalnızlığa itilir. Zorunlu dayatılan yalnızlık yaratıcılığa pek katkı sağlamaz. O an düşünülen  bunalımdır, sıkıntılardır, daralmalardır. Üç kişinin olması önemli değildir. Bu bireyler zamanla birbirlerinden sıkılır (içerde çokça kullanılan “zindan içinde zindan” yada “kendine zindan yaratma” sözleri bireyin yaşadığı bunalımın göstergeleridir). Kişi kendi kendine kontrol uygulamaya başlar artık. Çok yakın dost olunsa  bile bir birlerine karşı yabancılaşma  olabilmektedir. 24 saat zorunlu olarak birlikte olmak, bireyin tüm özel alanının imhası anlamına gelir. Kulaklar hassaslaşır, gözler bozulur, sinirler gerilir. Çok hızlı refleks gösteren, en ufak bir şeyi abartan, didişen bireyler ortaya çıkar. Bir süre sonra konuşmak istememe, suskunluk başlar. Çünkü paylaşılması gereken her şey paylaşılmıştır. Hatta sürekli tekrar da edilmiştir. Ve bunun getirdiği bıkkınlık suskunlaştırır bireyi. Artık hiç çıkmayacağım duygusu hakim olur kişide. İki yada üç yıl içinde çıkılacağı bilinse de buna inanmak istemez insan. Dışarıdaki dünya sisler ardında kalmış soyut bir yaşamdır artık. Çünkü uğruna hapishanelerde kalınan   insanların bireyi ne kadar düşündüğü şüphesine kapılır insan. Bu bireyin öznel yargısını pek değiştirmese de, bunalımında bir etki sahibidir. Bu zamanlarda ilgi değişimi ortaya çıkar. Dışarıdaki kimi olayları çok yakından takip etme isteği belirir. Ama buna da imkan yoktur. Çünkü bilgi dışardan her zaman sınırlı gelir. Farklı alanlara yönelme fikri veya dışarıda gelişen bir olaya takıntı düzeyinde ilgi göstermek, sıkıntının akacağı ayrı  bir kanal bulma isteğindendir. F tipinde Sürekli tetikte olunur. Her an saldırı olabilir gerçeği nedeniyle mahkum  rahat değildir (buradaki rahatlık sadece yaşamın belli bir rutine girmesidir, ama bu bile gerçekleşmez. Çünkü belirsizlik daimidir. Her an saldırı, her an başka bir hücreye götürülebileceği gerçeği, her an “gelecekler” psikolojisi sürekli diken üstünde olmaya neden olur). Saldırıdan korkmak anlamında değil bu belirtilenler, çünkü sorguda, mahkeme gidiş gelişlerinde sürekli dayak ve işkence  vardır. Bu tetikte olma davranışı daha farklı bir şeydir: mahkumun rahat olmaması için planlı oluşturulmuş bir psikolojik baskı ortamıdır: “acaba ne oldu, acaba ne oluyor?”

Ortak kullanım alanları çok nadir kullanıldığından, oralara gidiş zamanı belli değildir. Bu nedenle beklenti içinde olmak, kitap okumayı, yazmayı, planlı bir yaşamı engeller. Yine hücrede bulunan hoparlörden zaman zaman duyurular yapılır. Bu cihaz, hücre içinde konuşulan sesleri de alabilir endişesiyle, yani bir dinleyici konumunda olabileceğinden rahat konuşulmaz. Zamanla kimi mahkumlar  seslerini kısarlar, “dinleniyoruz” diye. Aslında yukarda da değinildiği gibi F tipleriyle amaçlanan toplumun kontrol altına alınmak istenmesidir. Mahkumun, idarenin belirlediği kurallara bir zaman sonra kendiliğinden uymasıdır; mahkumun tetikte olması, gardiyanlar söylemeden arama için ellerini kaldırması, ziyaret bitmeden zaman doldu diye kendiliğinden çıkması vb çoğaltılabilecek örneklerle amaçlanan, kontrolün mahkumda içselleştirilmesidir. Gözetleme, sürekli kontrol etme, kuralların ihlal edilmesinde uygulanan disiplin cezaları bir süre sonra bireyi bir iç kontrol kurmaya zorlar. Mahkum, öncelikle “daha fazla sorun olmasın” mantığıyla yapar bunu. Fakat aradan beli bir zaman geçtikten sonra bunun içselleştiğini görecektir. Fakat mahkum aynı zamanda yapılmak istenenin farkındadır da. Çatışma da buradan çıkmaktadır.

Mimari Durum:

F tipleri genel itibariyle mimari bir projedir. 18 yüzyılın sonlarında İngiliz düşünür J. Bentham’ın ortaya çıkardığı panopticon hapishane modeline uygundur. Belki gözetleme teknikleri değişmiştir ama mantık/yaklaşım aynıdır. İdarenin mahkumu gördüğü, tüm hareketlerini kontrol ettiği, ama mahkumun gözetleyeni göremediği, bu kaygıyla da bir süre sonra gözetleniyorum diyerek kendiliğinden kontrole girdiği bir modeldir. Tutuklu, binanın   ana kapısından hücre kapısına kadar yaklaşık 15 kapıyı geçmek zorundadır . Kaçışın imkansızlığı psikolojisi verilmeye çalışılır. Oradaki herkes kaçmayı düşünür. Ancak F tipleri bu hayalleri suya düşürür. Yine binanın şekli labirent gibidir. Yön duygusu kaybolur. Gökyüzü en az görülecek biçimde dizayn edilmiştir. Hücreler arası ilişki en az iletişimin, yada iletişimsizliği elde etmeye dönük yapılmıştır. Kapalılık had safhadadır. Amaç azami derecede tecrittir. Mazgal ve pencereler içeriyi bütünüyle görmek, gözetlemenin en iyi biçimde uygulanması için planlanmıştır. Yine mazgallar mahkumun itaatini sağlamak için asimetrik bir biçimde  yapılmıştır. Mazgal ne tam kapının dibinde yani oturma pozisyonunda   ne de tam göz hizasındadır, ortadadır; küçüktür, eşyaların geçmesi çok zordur. Ama kapı da sürekli açılmadığından bir eşya verilirken, o küçücük delikten sürtünerek, kirletilerek, tozlanarak verilir.  F tipi bir korku düzenidir. Fiziki yapı devasa bir tasarımdır. Çok geniş, büyük ve karmaşıktır. Bununla iktidarın büyüklüğü gösterilirken birey küçültülmüştür. Bireyin söz hakkının olmadığı izlenimi verilir.  Yine hücre içinde iç düzenleme yapılamaz; çünkü tüm demirbaşlar –dolap,ranza vb –  zemine sabitlenmiştir.

İdarenin Politikaları:

F tipinde katı, hiyerarşik bir yapılanma söz konusudur. Hükümlüler bu sıradüzeninin en altındadır. İdarenin sorun çözme politikası yoktur. Sadece zamana yayma, geciktirme yöntemlerini kullanır. Bununla sorunların kanıksanmasını sağlamak ister. Genelgeler sorunları çözmemek için en belirgin gerekçelerdir. Bir sorun aktarıldığında, hiyerarşinin çarkları arasında kaybolur gider. Herkes bir üstüne havale eder. Hükümlünün ihtiyacı olan her şey (su ve yemek dahil) itaate zorlama aracı olarak kullanılır. Buralarda muhatap yoktur. “dilekçe gönder” denilir. İnsani-diyalog  yolları kapatılır. İnsan teknik bir konuma, bir hücre numarasına bir, “sıran gelmedi” anlayışına indirgenir. Psikolog, sosyolog, öğretmen gibi “sosyal hizmet uzmanları” sadece sağaltım görevi görürler. Mahkumları dinleyerek, biriken enerjiyi-tepkiyi en aza indirirler. Ayrıca dinledikleri mahkumların özeliklerini detaylı olarak not ederler. Oluşan raporlar daha sonra o mahkuma karşı ne tür politikalar uygulanacağının da bir zemini yapılır. Gardiyanlar sürekli saldırı modundarır. Özel eğitimli ve birbirlerinin aynı tiplerden oluşturulmuştur. Herhangi bir davranışa yaklaşımları önyargılıdır. Sadece arada bir “iyi polis” rolüne bürünenler olur. Diyalog hiç koparılmaz ama en aza indirilir. Sayımlarda dolaşma, sigara içme vb davranışlardan dolayı sürekli tartışmalar yaşanır. İktidar en küçük ayrıntıda bile kendini kabullendirmek ister.

Gardiyanlar:

Gardiyanların tavırları çok daha ayrıntılı bir biçimde ele alınmayı gerektirir. Gücün, hiç gücü olmayanların eline geçmesinin getirdiği çarpıklık… Gardiyanlar özellikle F tiplerinde özel seçilmiş, ciddi bir eğitimden geçirilmiştir. Verilen eğitim araştırılmalıdır, çünkü mahkuma tamamen 'düşmanca' bir yaklaşımları sözkonusudur. Onlara karşı negatif bir şartlanmaya sahipler ve buna göre davranmaktadırlar. Ayrıca aralarında yaklaşık onbeş kişilik bir “a takımı” denilen müdahale birimi vardır;  provakatif davranışlar gösterirler,  gerginlikleri körüklerler ve saldırılarda da en öndedirler.  Yine ajanlaştırma mantığından hareketle bu gardiyanlar birbirlerinden de şüphelenirler. İsim vermezler; devrem, tertip, eleman gibi sözlerle çağırırlar birbirlerini. Çoğu Kürt illerinde  görev yapmış özel tim, komando olan ve lise, üniversite mezunudurlar. Cahil elemanımız yok denilir. Ama bunların aldıkları eğitimlerle “cahil gardiyanları” arattığı her uygulamalarında hissedilir.

Ankara’daki Toplantıdan İzlenimler:


Ankara’da 30 Mart 2010 tarihinde yapılan “F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz KurumlarındaYaşam: Hükümlü-Tutuklular ve Çalışanlar Açısından Sorunlar ve Çözüm Önerileri” konulu toplantı aslında sorunların kaynağını ve çözümlerin ipuçlarını göstermesi açısından oldukça önemliydi.
Ankara’daki toplantı, yaklaşık on üç F tipi cezaevinden müdür, gardiyan ve sosyal hizmet uzmanlarının yanında, ceza ve tevkif evleri genel müdürlüğünden  yetkililerin geldiği, yine  F tiplerindeki sorunların çözümü  açısından çalışmalar yürüten sivil toplum kuruluşlarının olduğu bir platformdu. Fakat tartışmalar yürütülürken devlet yetkilileri F tiplerinde sorunların pek olmadığını göstermek için ciddi uğraşlar verdiler. “F tiplerinde sorunlar var elbette” deseler de çalışan azlığından dolayı yapmak istedikleri birçok şeyi yapamadıklarını, atölye çalışmalarına zaman ve bunları organize edecek eleman bulamadıklarını, ortak kullanım alanlarına mahkumları çıkarmak istediklerini ancak gardiyan eksikliğinden dolayı bunu yapamadıklarını söylediler. Diğer bir yaklaşımları da uygulamalarının tamamen yasal olduğunu ve gayri hukuki herhangi bir tavırlarının sözkonusu olmadığını söylediler. Gergin ve savunma pozisyonundaydılar. Açık vermemeye çalışıyorlardı. Eleştirileri dinlemekle beraber kabul etmiyorlardı. Mahkumların tüm insani haklarından yararlanmalarını sağlamak açısından kötü niyetleri olmadığını göstermek  isteseler de, gözden kaçırdıkları bir şey vardı; sorunlara yaklaşırken sahip oldukları bürokratik düşünce dünyaları. Yıllardır devlet kurumlarında çalışmanın getirdiği bir refleksle devlet gibi düşünmek, ya da devlet olmak temel yaklaşımları olmuş. Mahkumların insani hakları develetin çıkarlarından sonradır  anlayışı nedeniyle, F tipleri hakkında varolan yasaları her zaman insan hakkından önce tutmaktadırlar. Bu düşünce yapısı gündelik ve basit bir çok sorunun çözümü önünde ciddi bir engel oluşturmaktadır. En önemlisi ve toplantının temel amaçlarından biri olan cezaevi idaresinin mahkumlarla diyalog kurması (sivil toplum kurumlarıyla diyalog asgari bir düzeyde tutturulmuş gibi) konusunda hala çok gerilerdeler. Çünkü  kendi hukukları açısından bile cezaevlerinin bir yargılama yeri değil yargılamanın bittiği ve sonucunun uygulandığı bir mekan olması mantığını oturtamamışlar. Hala mahkumlar ehlileştirilerek topluma kazandırılmaya çalışılmaktadır. Çünkü  bu mantığa göre cezaevlerine “düşen” insanlar normal değil hastalıklıdır ve onları normalleştirmek gerekmektedir. Dolayısıyla onlara göre cezaevleri bir tedavi merkezidir.
Devlet cenahından fazla bahsedilmesinin sebebi toplantıda daha çok onların konuşmasıydı. Sivil toplum kuruluşlarının yetkilileriyle yarı yarıya olmalarına rağmen genelde devlet memurlarının konuşması ayrı bir sıkıntının göstergesiydi. Bu daha makro bir sorun olmakla birlikte-devlet en iyisini bilir- belki de bundan sonraki toplantılarda yapılabilecek önemli bir şey devlet kurumlarının daha fazla dinleyen ve savunma posizyonunda kalmasını sağlayan bir organizasyonu tertiplemektir. Türkiye’de devlet olma geleneğinin sebep olduğu rahatlıkla devlet yetkilileri, bulundukları her ortamda gayet baskın, yönlendiren, son sözü söyleyen bir pozisyonu benimsemişler. Toplantıda da yaklaşımları büyük oranda böyle oldu. Fakat toplantının en önemli yanı  diyalog kapılarının aralanmasıdır: Gerek devlet kurumları ile sivil toplum kuruluşları arasında ve gerek sivil toplum kuruluşları ile mahkumlar arasında ve cüzi de olsa devlet ile mahkumlar arasında diyaloğun başlaması, başlatılmak istenmesidir.

İleride yapılabilecek ve toplantıda da bir öneri olarak sunulan önemli bir nokta, tüm bu tartışmaların öznelerinin -mahkumkarın- sorunların çözüm platformlarında bulunmalarıdır. Diyalog farklı tarafların muhataplığıdır ve bu muhataplar aracılar aracılığıyla değil de direkt karşılaşsalar daha gerçekçi bir yüzleşme ve belki de sorunların çözümünde hızlandırıcı bir rol üstlenilmiş olur. Sivil toplum kuruluşları bu karşılaştırmalarda kolaylaştırıcı rolünü bu biçimiyle daha iyi yapacaktır.

Sonuç ve Çözüm Yerine:
 
F tiplerinin insan ruhunda ve bedeninde yarattığı etkiyi görmek için daha fazla  beklemenin bir anlamı yok. Çünkü F tiplerinin açılması üzerinden epeyce zaman geçti ve insan üzerindeki “çürütücü” etkisi, orada asgari bir yıl kalan herkeste görülmektedir. F tipleri, insanlık dışı mekanlardır. Kesinlikle kapatılmalıdır. Bu ilkesel bir istektir, insani bir istektir. Yukarıda belirttiklerimiz genel  ve ilkesel düzeydedir. Oysa F tipleri halen var ve orada birileri ölmeye ve işkence görmeye devam ediyor. Bu nedenle koşulların düzeltilmesi açısından bazı öneriler sunulabilir:

  • Fazla sayıda hükümlünün bir araya gelmesinin koşulları oluşturulmalıdır. Ortak kullanım alanlarının işlevselleştirilmesi, sosyal ve kültürel faaliyetlerin yapılması vb …
  • Mahkumların –Kürtçe veya herhangi bir dilde olan-  ana dillerinde konuşması hiçbir şekilde engellenmemelidir.
  • F tipine ilişkin dokümanların toplanması, bir büro yada irtibat merkezinin faaliyete geçirilmesi sivil toplum kuruluşları eliyle gerçekleştirilebilir.
  • Ciddi rahatsızlığı olanlar acilen hastanelere götürülmeli, insanca yaklaşılmalı ve tedvileri yapılmalıdır. Bu  pazarlık konusu yapılmayacak kadar insani bir şeydir!
  • En küçük bir tartışmaya bile disiplin cezası verilmektedir. Bunun önüne geçilmeli. Şiddet sürekli uygulanmaktadır ve  sudan sebeplerle verilen cezalar çok zorlayıcı olmaktadır. Bu nedenle bu sorun acil çözülmesi gerekenler arasındadır. Çünkü insanlar konuşamaz ve hareket edemez  hale getirilmektedir.
  • İnfaz hakimlerinin  büyük oranda mahkumun aleyhine olan kararları ve itirazlara taraflı yaklaşımları mahkum edilmeli ve bu uygulama ya kaldırılmalı yada daha adil bir renge büründürülmelidir.
  • F tipinin  kendisi bir cazadır. Çünkü devletlerin mantığında bireyler cezanın belli bir kısmını bitirdi mi, daha esnek koşulları olan,  uygulamaların görece daha yumuşak olduğu diğer cezaevlerine sevk edilmeleri gerekir. Ancak F tipinde -çok nadir örnekler dışında- bu genelde yapılmaz.  Bunun giderilmesine yönelik çalışmalar yapılabilir. Çünkü böyle bir öneri mahkumdan geldiğinde “pişman ol senin diğer yerlere gönderelim” diye gayri insani bir yaklaşım da gösterilmektedir.                                                              

 


Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümü Öğrencisi

Ceza İnfaz Sistemi’nde Sivil Toplum Derneği

http://www.toplumdusmani.net/modules/wfsection/article.php?articleid=1965

http://www.toplumdusmani.net/modules/wfsection/article.php?articleid=1965

Katkılarından Dolayı
Teşekkür Ederiz

DESTEKLEYENLER
Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu İstanbul Bilgi Üniversitesi Doğuş Üniversitesi Galatasaray Üniversitesi Koç Üniversitesi Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı Anadolu Kültür Uluslararası Ceza Mahkemeleri Koalisyonu Toplum Gönüllüleri Vakfı Hollanda Kraliyeti Büyükelçiliği Hollanda İstanbul Başkonsolosluğu Ruh Sağlığında İnsan Hakları Girişimi
Kamer Hatun Mahallesi, Hamalbaşı Caddesi Üstündağ İş Merkezi No:14 /123 Galatasaray-Beyoğlu / İSTANBUL
Tel / Fax: 0212 293 69 82   GSM: +90 (545) 419 13 73