Derviş Zaim’in “Cenneti Beklerken” adlı filmi sinema salonlarından önce Bandırma Cezaevi’nde gösterildi
Cezaevi Duvarlarını Aşmak” adıyla Anadolu Kültür ve Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği tarafından düzenlenen etkinlikler kapsamında Bandırma M Tipi Cezaevi’nde Derviş Zaim’in “Cenneti Beklerken” filminin gösterimi yapıldı.
Film yer aldığı festivallerin dışında ilk önce tutuklu ve hükümlüler tarafından izlendi. Tutuklu ile hükümlüleri sanatın her alanıyla buluşturmak ve yaratıcılığı teşvik etmek amacıyla düzenlenen etkinlikler dizisi kapsamında yapılan bu özel gösterimi salonun küçüklüğü nedeniyle 400 tutuklu ve hükümlünün 110’u izleyebildi. İlk hedef ise filmi tutuklu ve mahkumların bütününe izletmek...
17. yüzyıl İstanbul’unda yaşayan minyatür ustası Eflatun’u konu edinen “Cenneti Beklerken” in yönetmeni Derviş Zaim ile oyuncular Mehmet Ali Nuroğlu ve Mesut Akusta filmin ardından tutuklu ve hükümlülerle bir söyleşi gerçekleştirdi. Her iki tarafında karşılıklı memnuniyetlerini bildirmesiyle başlayan söyleşi de tutuklu ve mahkumlar filmin çekimlerinin nerede yapıldığını, başka yönetmenlerin şaşalı galalar yaptığını onların neden kendilerini seçtiklerini, filmin tarihle ne kadar bağdaşdığı gibi sorular sordular.
Film müziklerinin ve savaş görüntülerinin ise az olduğunu ifade ettiler. Filmi İstanbul, Kayseri, Konya’da çektiklerini söyleyen Derviş Zaim ise, gala yapmak için onları seçmelerinin nedenini ise, “Sanatın özelliklerinden biri de kuşatıcı olmasıdır. Bunu paylaşmak bizi memnun ediyor” diye açıkladı.
Filmde Osmanlı taht kavgalarından esinlendiklerini yarı tarih yarı kurmaca bir film olduğunu ifade eden Zaim, savaş sahnelerini konusunda da bir daha ki filminde ise elini bol tutacağını söyledi. Yapılan bu keyifli söyleşinin tek olumsuz yanı ise kısa sürmesiydi diyebiliriz. Kokteylin ardından sanatçılar ve basın mensupları cezaevinden ayrılarak İstanbul’un yolunu tuttular. (Bandırma/EVRENSEL)
Derviş Zaim (Yönetmen)
Cenneti Beklerken’in gösterime girmeden önce mahkumlara gösterilmesi söz konusuydu. Deyim yerindeyse özel gösterim gibi bir şey oldu. Çünkü sinema da normal salon gösterimine girmeden önce cezaevinde mahkumlara gösterildi. Sinemanın, sanatın kuşatıcı, insanları kucaklayan bir tarafı olduğunu düşünüyoruz. Bunun bir tezahürü olarak biz burdaydık. O insanların içerisinden iyileşme ihtimali olan bir grup insan olabilir. Bu insanların topluma yeniden kazandırılması için yalnız olmadıklarının hatırlatılması gerekiyor. Bunun küçük mütevazi bir parçası olarak bu projeyi götürmenin iyi olacağını düşündük. Ordaki aldığımız elektrik de bana bu çabamızın yerini bulduğunu gösterdi. Ben mutlu olduğumu itiraf edeyim. Oradaki mahkumların gözlerindeki ışıltı bizim için yeterince büyük bir hediyeydi.
Bandırma Cezaevinde daha önce de Tabutta Rövaşata’yı göstermiştik. Tabutta Rövaşata’nın ardından yapılan söyleşi de benim o filmle ilgili yaptığım söyleşi en unutulmaz anılarım arasında yer alır. Filmde bir araba hırsızı konu ediniliyor. Mahkumlar orada bu adam hırsızlığı hastalık dolayısıyla mı yapıyor, doğuştan mı böyle yoksa toplum mu onu böyle yapıyor diye tartışmışlardı. Aslında temelde çok felsefi bir tartışmaydı. İnsanlar bazı özelliklerini sonradan mı edinirler yoksa onları doğuştan mı yanlarında getirirler diye temellendirebileceğimiz tartışmanın başka sözlerle ifade edilmiş haliydi. Ama hala daha hatırlıyorum. Dolayısıyla yeniden burada olmak açıkçası istediğim bir şeydi. Bunu da gerçekleştirmiş olduk. Burada olmak iyi duygularla bir de tabii buruklukla geri dönmemize yol açıyor.
Mehmet Ali Nuroğlu (Oyuncu)
Derviş cezaevinde söyleşinin olacağını bize söylediği zaman heyecanlanmıştım. Hayatımda ilk kez cezaevine girecektim. Nasıl bir yer olduğunu merak ediyordum. Cezaevinde adli suçlular mı var, siyasi suçlular mı var, E Tipi mi F Tipi mi olduğundan haberim yoktu. Nasıl bir ortam olacağını bilmiyordum. Daha samimi bir ortam olacağını düşünmüştüm açıkçası. Mahkumların daha çoğunlukta olacağını, yakın olacağımızı ve uzun uzun konuşabileceğimizi düşünmüştüm. Ama Türkiye işte bürokrasi yine kendini gösterdi. Savcılar, belediye başkanları, cezaevi müdürü de bu etkinliğe iştirak edince çok kısa bir söyleşi yapabildik. Mahkumlar da doğal olarak basının ve kameraların açık olmasından, savcılar olmasından dolayı çok rahat soru sorabildiklerini ben düşünmüyorum. Bugünü sembolik bir jest gibi düşündüm. Ama yine de ne olursa olsun içerideki insanın dışarıyla olan bağlantısı için, yaşamın devam ettiğini anımsatmak için iyi bir hareketti. Bir kere anladığım kadarıyla çok mutlu oldular. Şeklen değil gerçekten faydalı olabileceğime inandığım bir konu olursa ben de seve seve bu tür etkinliklere katılırım. Bunu diğer yönetmen ve oyunculara da tavsiye ediyorum. Onlar da gitsinler...
Mesut Akusta (Oyuncu)
Cezaevinde bir filmin galasının yapılması ve benim de o filmin içinde olmam enterasandı. Söyleşi sırasında mahkum arkadaşlardan güzel sorular geldi. Sonuçta çok güzel bir etkinlik oldu. Cezaevlerinde bu tarz etkinliklerin yapılmasının insanların yeniden topluma kazandırılması anlamında önemli bir işlevi olduğunu düşünüyorum. Bunu da Anadolu Kültür’den ve Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nden arkadaşlar gayet iyi yapıyorlar.
Behlül Elverdi (Mahkum)
Film gayet güzel, beğendik. Müzik aletlerinden biraz anlıyorum. Vurmalı çalgılarda becerim var. Müziğin az olmasını eleştirdim. Bu tür etkinliklerin gerçekleştirilmesi ve hapishanede bir filmin galasının yapılması hem güzel hem şaşırtıcı. Mahkumlarla birlikte söyleşi yapmalarını da önemli buluyorum. Mahkumların arasına girdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Eskiden böyle değildi hapishaneler ama şimdi memnunuz. Bir de özel bir şey söylemek istiyorum. Kendi ailemle ilgili. Ben 23 senedir annemle görüşmüyordum. Cezaevi müdürümüz ve psikologumuz sayesinde 23 sene sonra burda annemle buluştum. Aradılar, buldular ve gelmesini sağladılar.
Bahtiyar Kısmet (Mahkum)
Filmi çok beğendim. Bizim tarihimizle alakalı bilgiler verdi. Galanın burada yapılıyor olması bizi gerçekten duygulandırdı. Bizi unutmadıkları ve bizimle bunu paylaştıkları için çok mutluyuz. Cezaevi idaresi bize çok yardım ediyor. Kesinlikle burada mahkum psikolojisinden çıkıyoruz. Gündüz atölyeler, tiyatrolar gibi devamlı değişik aktivitelerimiz var. Ben tiyatro kursuna da katılıyorum. Ufak, tefek rollerde oyunculuğumuzu da gösteriyoruz. Bize burada sanatı aşıladıkları için gayet memnunuz. Dışarıdan destek geldiği zaman bu aktivitelere ilgi alakamız daha da artıyor.
Güneş İnan (Mahkum)
Öncelikle film çok güzeldi. Filmin konusu çok güzel. Ama biraz sade olmuş. Savaş sahnelerini biraz daha fazla yapsalardı bence daha güzel olurdu. Çünkü film bir iç çatışmayı anlatıyor. Sultanla şehzadelerin çatışmasını...Tam olarak gerçekleri göstermemişler. Tamamen sanatsal bakmışlar. Bunun dışında cezaevinde ilk defa bir filmin galasının yapılmasını duygularla anlatamam. Çok güzel bir şey. Hem mahkumlara bakış açısını da değiştirir.
Sonuçta toplum bize ikinci sınıf insan statüsünde bakıyor. Böyle olmadığı daha iyi anlaşılmış oluyor. Bu tür etkinliklerin devam etmesini istiyorum. Sadece cezaevlerinde değil çocuk esirgeme kurumları, huzurevlerinde de yapılsın.
Zafer Kıraç (CİSST)
Derneğiniz nasıl kuruldu?
Anadolu Kültür çok ortaklı bir kurum. Sanatçılardan, iş adamlarından, çeşitli sanat kurumlarının temsilcilerinden oluşuyor. Anadolu’da kültür merkezleri açmak ve Anadolu’yla İstanbul arasındaki kültürel ilişkileri kolaylaştırmak konusunda bir takım destekler vermek amacıyla kuruldu. Diyarbakır, Kars gibi illerde kültür merkezleri açmaya başladı. Bu arada “Cezaevlerinde de oldukça fazla sayıda insan olduğu için, cezaevlerinde de bir kültürel hareketlilik yaratılabilir mi?” şeklinde bir proje hazırlandı. Bunu Adalet Bakanlığı’na sunduk. Kars ve Bandırma cezaevlerinde uygulama yapabilmemiz açısından izin verildi. Cezaevlerinde yapılan çalışmalarda Sivil Toplum Kuruluşu çalışması yok denecek kadar az. Dolayısıyla bizim bu izni almamız önemliydi. Bu izni alırken aslında hem siyasi tutuklularla hem de adli hükümlü ve tutuklularla çalışma yapmak istiyorduk. Dolayısıyla ilk iki yıl bu projeyi Bandırma’da yapıp tecrübelerden yararlanarak aynı çalışmayı başka cezaevlerinde de yapabilmek için adım attık. Ortak çalıştığımız STK temsilcileriyle birlikte 15 cezaevini gezmeye başladık. Sonuçta geldiğimiz noktada STK’ların cezaevleri çalışmalarını bir çatı altında toplama hedefi güden ve eksikleri birlikte tamamlama amacıyla hareket eden bir derneğe ihtiyaç olduğunu gördük. Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği bu aşamalardan sonra oluştu. Daha sosyal bir devlet olursak daha duyarlı bir toplum olursak daha akıllıca projeler yapıp içerideki insanın yaşamını ya da içeriye girmesini engelleyecek yaşamları organize edebilirsek içeride bu kadar insan olmaz diye düşünüyoruz.
F Tipi cezaevlerine ilişkin özel bir çalışmanız olacak mı ?
F Tipi cezaevleri de bu bütünün bir parçası. Bu yaptıklarımızdan da F tipi meselesinin de bir çözüme gitmesinde bir katkımız olabileceğini de görüyoruz. Şimdi iki cezaevinde yeni projeler hazırladık. Biri Paşakapısı Cezaevi’ndeki kadınlarla Su Yücel’ in gerçekleştireceği resim atölyesi diğeri ise Edirne F Tipi’ nde Gökhan Deniz’in resim atölyesi ile Sezai Sarıoğlu’ nun edebiyat atölyesi olacak.
Adalet Bakanlığı çalışmalarınıza nasıl yaklaşıyor?
Bandırma ve Kars cezaevlerine baktığımızda biz 18 aylık çalışma içerisinde 100’ün üzerinde insanı sanatçı, aydın, yazar, sinemacı, tiyatrocuyu götürüp getirmiş olduk. Bu hareketliliğin hazmedilebilmesi için bir süreç gerekiyor. Her iki cezaevinde yaklaşık iki yıldır yapılan çalışmalarda herhangi bir olumsuz meselenin ortaya çıkmamasıyla yaptığımız programlar konusunda yeterince kolaylık sağladılar. Bunu da önemli buluyoruz.
Sanatçıları bu etkinliklere dahil etme konusunda sıkıntılar yaşıyor musunuz?
Galanın yapılması bizim teklifimiz değildir. Derviş Zaim Tabutta Rövaşata’yla buraya gelip “İlk gösterimini cezaevinde yapmak istiyorum” demiştir. Böyle yaklaşımları diğer dallardan sanatçılardan da bekliyoruz.
Yaptığınız etkinliklerin geri bildirimini nasıl alıyorsunuz?
Birkaç yoldan oluyor. Bir cezaevinin idaresinden raporlar istiyoruz. İkincisi götürdüğümüz sanatçıların, yazarların, şairlerin atölye yapan sanatçıların görüşlerini istiyoruz. En önemlisi tabii ki hükümlü ve tutukların kendilerinden aldığımız ipuçları. Hükümlüler geliyor okumaya başladıklarını, izledikleri filmi başka türlü görebildiklerini söylüyorlar. Çünkü biz burada filmleri izleyip üzerine uzun uzun sohbetler ediyoruz. Oyunculuğundan yönetmenliğine, sanatsal yapısından diyaloglarına kadar tartışmalarımız oluyor. Cezaevlerinden bu işin yararlarına dair yüzlerce mektup alıyoruz. “Kana bulanmış ellerimi boyayla tanıştırdınız” diyor bir mektupta. Katılan şairlerin yazarların da daha sonra yazıları oluyor. Mesela Şükrü Erbaş’ın Evrensel’de tam sayfa bir yazısı çıktı.
Son olarak eklemek istedikleriniz...
Bu işin yerelleşmesi gerekiyor. Her şehrin o kendi cezaevini bir kültür merkezine çevirmesi gerekiyor. Bir de unutmamız gereken bir şey var. İşlenen suçlardan ötürü mağdur aileler bizim bu yaptıklarımızı anlamayabilirler. Çünkü acıları vardır. Biz burada etkinliklerimizi hükümlülerin ya da tutukluların hoşça vakit geçirmesi ya da eğlenmesi için yapmıyoruz. Toplumsal barışın, yeni suçların işlenmemesinin temellerini atmak için yapılan küçük küçük adımlardır yapmaya çalıştıklarımız.
7 Aralık 2006 / EVRENSEL |